10 Aralık 2011 Cumartesi

Maldivian breakfast

Hayatınızda küçük bir değişiklik yapıp Maldivler kahvaltısı denemek ister misiniz? Uçak biletinizi adresinize yolluyorum, havaalanında görüşürüz!!! Demek isterdim... Ama şiddetle muhtemel "Biz mi kahvaltı edecektik karasinekler mi?", "Bu ne sıcak!!!!", "Aaaa şimdi de yağmur başladı...", "Bu ne çok sivrisinek!" diye ardı ardına sıralayacağınız için, size de kendime de güzellik edip kahvaltıyı size getirmeyi yeğledim ;) Dilerseniz kahvaltı masasının yanına Maldivler manzaralı bir poster açıp ortam yaratabilirsiniz :) Yapay da olsa buradakinden çok daha rahat, huzurlu ve keyifli bir kahvaltı olacağını size temin ederim.

Saat sabahın dokuzu. Ama güneş öyle güçlü ki, Türkiye'de öğlen ikide ancak bu kadar olur. Kendimizi kahvaltı yapacağımız cafenin en gölgeli masasına attığımızda gözlerimizi kısmaktan uyuşmuş alın çizgilerimiz gevşiyor. Bizi herzamanki samimiyetleri ve sıcakkanlılıklarıyla karasinekler karşılıyor.



Ardından garson geliyor. Ülkenin yegane güzel tadı, Maldivler kahvaltısının olmazsa olmazı "Mashuni Roshi" istiyoruz. Yabancılar için uydurulmuş turistik adı "Maldivian breakfast". Ton balığına bazı malzemeler katılarak hazırlanan harcın adı Diveghi dilinde "mashuni". "Roshi" denen lavaş ekmekle servis edildiği için bu adı almış. Genelde yanında sosis ve sade omlet de veriliyor. Omlete hiç diyeceğim yok ama sosisden tasarruf edebilirsiniz bence, ton balıklı dürümün neresine yakıştırdıklarını hiç anlamıyorum. Damak tatlarının gelişmemiş olmasına verin. Mashuni tarifi için tık tık.


Biz yanına taze sıkılmış portakal suyu istiyoruz. İlk siparişimizde "Şekerli mi şekersiz mi?" sorusuna dehşetle "Tabii ki şekersiz!!" diye cevap vererek ukalalık edip ağzımızın payını aldığımızdan bu yana, portakal sularımızı nazik bir gülümseme ve yumuşakbaşlılıkla şekerlisinden istiyoruz. Üzeri dört parmak köpüklü asortik portakal suyumuz geldiğinde de bardağı portakallı kısmından görmeye çalışıyoruz. Burada portakal suları %50 portakal %50 su. Neden mi? Muhtemelen ihraç malı portakallar bol keseden kullanıldığında bütçeyi sarsıyor, ama Maldivlilere soracak olsanız onlar yine burunlarından kıl aldırmaz ve "Biz Maldivliler böyle severiz" derler :D


Bardağın ağzındaki minik kahvaltı ortağımızı bu karede resimlemeyi hiç ama hiç istemezdim. Hatta bunun için çok da uğraştım ama inanın mümkün olmadı. En sonunda pes ettim ve sizinle gerçeği tüm şeffaflığıyla paylaşmaya karar verdim. Sineklerden bunaldığımızı gören garson, az sonra her zamanki gibi masamızın ortasına mum koyuyor.


Biz beş-altı ayda bunun karasineklere karşı bilimsel bir caydırıcılığının olmadığını anladık, ama bunun etkili olduğuna inanarak mutlu olan Maldivlileri rencide etmemek için susuyoruz. Biz kahvaltımızı yaparken karasinekler Duru'nun beslenme torbasından besleniyor..


Gölgede dahi bunaltan sıcak yerini aniden ılık bir rüzgara ve şiddetli yağmura bırakıyor. Üzeri tenteli masamızda çaylarımızı yudumlarken bu kısacık yağmurun keyfini sürüyoruz..


Beş dakika sonra ne yağmurdan ne de izlerinden eser yok. Yeniden sıcak hüküm sürüyor. Karasineklerin yağmura odaklanmamızdan istifade edip Duru'nun kahvaltısının artıklarına "yoğunlaştıklarını" görüyoruz.


Kahvaltı sonunda Hintli arkadaşımız Prasad, kendi ülkesinde de adet olduğu üzere Hindistan'da "Meetha Paan", Maldivler'de ise "Dufah" denen bu "sindirim tabağından" istiyor.


Tabaktaki yeşil yapraklar buralara özgü betel yaprağı (betel leaf). Betel yaprağı karanfile benzeyen oldukça yoğun aromasıyla bibergillerden, uyarıcı ve anti-bakteriyel bir bitki. Calcutta Üniversitesi'nde yürütülen bir araştırmaya göre hücre bozulmasını önlüyormuş. Bitkinin üç ana maddesi – Bagerhati, Ghanahgete ve Kauri'nin hücre hasarını önlemek konusunda çaydan çok daha güçlü bir potansiyeli varmış. Betel yaprağının çiğnenmesi tükürük salgısını artırırken, bağırsak parazitlerine karşı da koruyormuş. Minik kapağın içinde gördüğünüz uçuk pembe şey misket limonu macunu (lime paste). Daire şeklinde kahverengi şeyler ise yine bu bölgede yetişen Aracnut isimli bir tür ceviz. Tuzluğun içindeki son derece yoğun aromalı, tatlı bir toz. Ve nihayet tanıdık birşey; karanfil!

Prasad denemem için betel yaprağının üzerine az miktar limon macunu sürüyor. Üzerine aracnutları koyup bolca tatlı toz serpiyor. Yaprağı sarıyor ve karanfili iğne gibi kullanarak onu sıkıca tutturuyor.



"Tadı nasıl acaba?", "Biz bu malzemeleri burada bulamayız ki!" gibi boş tasalara kapılanlar için buyrun adım adım sonucu :)


Yararlarını saymakla bitiremeseler de ben bu tada 30 saniye ancak dayandım (üst sağ resim), artık almıyorum.

2 yorum:

eviminnuru dedi ki...

canım yaa sen ne zor şartlarda yaşıyormuşsun rabbim yardımcın olsun umarım kendine has yerler keşfedersin de o yazılarını da okuruz

Meyra dedi ki...

çok ilginç yaa bu insanlar nasıl yiyorlar peki:) bu arada blogunu keşfettim ve keyifle okuyorum.Bana en cazip gelen ülke belgesellerine ve kültürlerine karşı olan ilgim..Okudukça zaman zaman bir Türk olarak üzüldüm senin korkularına,kaygılarına ve zor şartlara olan dayanma gücüne..umarım çabuk geçerde istediğin toprakta nefes alırsın:)Sevgiyle Kal...